İtalya, kuzeyden güneye indikçe iklimin, insanların, mimarinin ve hatta dilin melodisinin değiştiği büyüleyici bir coğrafyadır. Bu rehberde, Sicilya’nın volkanik ateşinden başlayarak Lombardiya’nın modern yüzüne uzanan efsanevi bir rotayı adım adım keşfedeceğiz. İşte İtalya’nın en önemli durakları ve her bir şehrin kendine has hikayesi.
Catania: Etna’nın Gölgesindeki Siyah İnci
Sicilya’nın doğu kıyısında yer alan Catania, Avrupa’nın en yüksek aktif yanardağı Etna’nın eteklerinde kurulmuş, barok mimarinin en çarpıcı örneklerini sunan bir şehirdir. Şehrin mimarisinde volkanik lav taşlarının kullanılması, binalara kendine has gri ve siyah bir ton kazandırır, bu da şehre "Siyah Şehir" denmesinin sebebidir.
Catania’yı gezmeye şehrin kalbi olan Piazza del Duomo’dan başlamalısınız; burada şehrin sembolü olan ve lav taşından yapılmış sevimli bir fil heykelinin sırtladığı dikilitaşı (Liotru Çeşmesi) görebilirsiniz. Meydanın hemen yanında yer alan Catania Katedrali, Barok tarzıyla göz kamaştırırken, her sabah kurulan meşhur Balık Pazarı (La Pescheria), Sicilya’nın o gürültülü, canlı ve samimi atmosferini en iyi hissedebileceğiniz yerdir. Şehrin ana caddesi Via Etnea’da yürürken bir yanda lüks mağazaları, diğer yanda ise ufukta tüten dumanıyla Etna Yanardağı’nı izlemek eşsiz bir deneyimdir.
Palermo: Medeniyetlerin Buluşma Noktası
Sicilya’nın başkenti Palermo, tarih boyunca Arap, Norman, İspanyol ve İtalyan kültürlerinin harmanlandığı, Avrupa’nın en egzotik şehirlerinden biridir. Şehrin kaotik trafiği ve gürültüsü sizi korkutmasın; bu kaosun içinde muazzam bir tarih yatar. Şehrin en önemli yapısı olan Palermo Katedrali, camiden kiliseye dönüştürülmüş mimarisiyle bu kültürel sentezin en büyük kanıtıdır. Hemen yakınındaki Norman Sarayı (Palazzo dei Normanni) ve içindeki altın mozaiklerle kaplı Palatina Şapeli, ziyaretçileri büyüleyen bir ihtişama sahiptir.
Palermo’nun gerçek ruhunu anlamak için ise Ballaro veya Vucciria gibi sokak pazarlarına girmek gerekir. Burada satıcıların bağırışları arasında Sicilya sokak lezzetlerinin tadına bakabilir, şehrin kalbinin attığı Quattro Canti meydanında dört köşeli barok binaların simetrisini fotoğraflayabilirsiniz.
Lamezia Terme: Güneyin Termal Kapısı
Sicilya’dan ana karaya geçtiğinizde sizi karşılayan Calabria bölgesinin önemli şehri Lamezia Terme, genellikle bir geçiş noktası olarak bilinse de tarihi ve doğal zenginlikleriyle huzurlu bir duraktır. Şehir, adından da anlaşılacağı üzere antik çağlardan beri bilinen şifalı termal sularıyla (Terme di Caronte) ünlüdür ve ziyaretçilerine doğal bir rahatlama imkanı sunar. Tarih meraklıları için şehrin tepesinde yer alan Norman-Swabian Kalesi kalıntıları, bölgenin orta çağ geçmişine ışık tutarken sunduğu panoramik manzara ile de görülmeye değerdir.
Lamezia ayrıca, Malta Şövalyeleri tarafından inşa edilen Bastion of Malta kulesi gibi tarihi savunma yapılarına da ev sahipliği yapar. Zeytin ağaçları ve üzüm bağlarıyla çevrili bu şehir, Güney İtalya’nın yavaş yaşam tarzını (slow life) gözlemlemek için ideal bir noktadır.
Napoli: Tutkunun ve Pizzanın Başkenti
İtalya’nın en karakteristik, en gürültülü ve en lezzetli şehri şüphesiz Napoli’dir. Vezüv Yanardağı’nın eteğine kurulu bu şehir, daracık sokaklarında iplere asılı çamaşırları, vızır vızır geçen Vespa’ları ve her köşeden yükselen müzik sesleriyle filmlerden fırlamış gibidir. Napoli’yi gezmeye, şehrin tarihi merkezi olan ve UNESCO listesinde yer alan Spaccanapoli caddesinden başlayabilirsiniz; bu uzun cadde şehri tam ortadan ikiye böler.
Şehrin en büyük meydanı Piazza del Plebiscito, Kraliyet Sarayı ve San Francesco di Paola Bazilikası ile çevrili ihtişamlı bir alandır. Ancak Napoli denince akla ilk gelen şey pizzadır; dünyanın en iyi pizzasını burada, L'Antica Pizzeria da Michele gibi tarihi mekanlarda yiyebilirsiniz. Şehrin hemen dışında yer alan ve Vezüv’ün külleri altında kalan antik kent Pompeii ise Napoli seyahatinin olmazsa olmaz bir parçasıdır.
Roma: Sonsuz Şehir
Tarihin katman katman yaşandığı, her sokağının bir açık hava müzesi olduğu İtalya’nın başkenti Roma, anlatmakla bitirilemeyecek bir hazinedir. Antik Roma İmparatorluğu’nun gücünü simgeleyen devasa amfitiyatro Kolezyum ve hemen yanındaki Roma Forumu, binlerce yıl öncesine yapılan bir zaman yolculuğunun kapılarını aralar.
Şehrin diğer tarafında, Hristiyanlık dünyasının kalbi olan Vatikan ve Aziz Petrus Bazilikası, sanatın ve inancın zirve noktasını temsil eder. Roma’nın romantik yüzünü görmek için ise Barok mimarinin şaheseri Aşk Çeşmesi’ne (Trevi Çeşmesi) bozuk para atabilir, İspanyol Merdivenleri’nde oturup gelip geçeni izleyebilirsiniz. Panteon’un o devasa kubbesinin altındaki açıklıktan gökyüzünü izlemek, Roma’nın mühendislik dehasına hayran kalmanızı sağlayacaktır.
Floransa (Firenze): Rönesans’ın Beşiği
Toskana’nın kalbi Floransa, sanat tarihinin yeniden yazıldığı, Michelangelo, Leonardo da Vinci ve Dante gibi dâhilerin şehridir. Şehir o kadar yoğun bir sanat eserine sahiptir ki, ziyaretçilerin güzellik karşısında başının dönmesiyle bilinen "Stendhal Sendromu" kavramı burada ortaya çıkmıştır. Şehrin silüetine hakim olan Floransa Katedrali (Duomo), Brunelleschi tarafından tasarlanan devasa kızıl kubbesiyle mimarlık tarihinin en önemli yapılarından biridir.
Arno Nehri üzerinde yer alan ve kuyumcularla dolu olan tarihi Ponte Vecchio köprüsü, şehrin en romantik noktalarından biridir. Dünyanın en önemli sanat müzelerinden biri olan Uffizi Galerisi’nde Botticelli’nin Venüs’ün Doğuşu tablosunu görmek ve Signoria Meydanı’ndaki heykeller arasında yürümek, bir sanat kitabının sayfalarında dolaşmak gibidir.
Venedik: Suların Üzerindeki Masal
Dünyada eşi benzeri olmayan Venedik, caddelerin yerini kanalların, arabaların yerini gondolların aldığı bir rüya şehridir. Adriyatik Denizi’ndeki lagünlerin üzerine kurulu bu şehir, melankolik havası ve estetiğiyle ziyaretçilerini büyüler. Şehrin kalbi, Napolyon’un "Avrupa’nın en güzel çizim odası" dediği San Marco Meydanı’nda atar; burada San Marco Bazilikası’nın altın mozaiklerini ve Dükler Sarayı’nın gotik mimarisini inceleyebilirsiniz.
Venedik’i keşfetmenin en güzel yolu, Büyük Kanal (Grand Canal) üzerinde vaporetto ile gezmek veya daracık kanallarda bir gondol turuna çıkmaktır. Şehrin en ünlü köprüsü Rialto Köprüsü üzerinde fotoğraf çektirmek ve renkli evleriyle ünlü Burano Adası’na gitmek, Venedik deneyimini tamamlayan aktivitelerdir.
Milano: Modanın ve Modernizmin Merkezi
Büyük İtalya turunun finali, ülkenin en modern, en zengin ve en şık şehri olan Milano’da yapılır. Burası İtalya’nın diğer şehirlerine göre daha hızlı, daha iş odaklı ve daha "Avrupai" bir atmosfere sahiptir. Şehrin sembolü olan Duomo di Milano, beyaz mermerden yapılmış binlerce heykeli ve gökyüzüne uzanan kuleleriyle dünyanın en büyük ve en etkileyici gotik katedrallerinden biridir. Katedralin hemen yanında yer alan Galleria Vittorio Emanuele II, cam tavanlı zarif mimarisi ve lüks mağazalarıyla dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden biri olarak kabul edilir.
Sanatseverler için Leonardo da Vinci’nin ünlü "Son Akşam Yemeği" freskini Santa Maria delle Grazie kilisesinde görmek paha biçilemez bir deneyimdir. Akşamları Navigli bölgesindeki kanalların kenarında "Aperitivo" yapmak, Milano’nun sosyal hayatına karışmanın en keyifli yoludur.
