Kuzeyin soğuk sularında, buzulları dahi yarabilecek güce sahip ama bir o kadar da zarif bir mücevherle yolculuğa çıktığınızı hayal edin. Le Commandant Charcot, sıradan bir cruise gemisi değil; o, PONANT filosunun amiral gemisi, dünyanın ilk lüks buzkıranı ve keşif ruhunun denizlerdeki en sofistike temsilcisi.
Kutuplara meydan okuyan bu teknoloji harikasıyla, bu kez tarihin, tasarımın ve orta çağın iç içe geçtiği Baltık Denizi ve İskandinavya'nın kalbine iniyoruz. Baltık’ın "Hanseatic" şehirleri, Le Commandant Charcot’un sunduğu Fransız zarafeti ("Art de Vivre") ile buluşuyor.
Kuzeyin İncilerine Lüks Bir Dokunuş: Le Commandant Charcot ile Baltıklar ve İskandinavya Keşfi
Baltık Denizi, sadece bir su kütlesi değil; kıyılarında krallıkların yükseldiği, Vikinglerin yelken açtığı ve tüccarların (Hansa Birliği) Avrupa’nın kaderini değiştirdiği bir tarih koridorudur. Bu koridoru, çevreye duyarlı hibrit teknolojisi, Michelin yıldızlı şef Alain Ducasse imzalı menüleri ve "Sessiz Keşif" felsefesiyle bilinen Le Commandant Charcot ile geçmek, seyahati bir sanata dönüştürür.
Gelin, kamaranızın balkonundan izleyeceğiniz o büyüleyici şehirleri yakından tanıyalım.
Kuzeyin Beyaz Kenti: HELSİNKİ (Finlandiya)
Gemimiz Finlandiya Körfezi’ne girdiğinde, sizi tasarımın ve doğanın başkenti Helsinki karşılar. Neoklasik binaları ve denize olan tutkusuyla bu şehir, sadeliğin en şık halidir.
Helsinki Keşif Notları
Senato Meydanı ve Helsinki Katedrali: Şehrin silüetini belirleyen, bembeyaz sütunları ve yeşil kubbesiyle yükselen katedral, Fin mimarisinin sembolüdür.
Temppeliaukio (Kaya) Kilisesi: Doğal bir kayanın içi oyularak yapılan bu kilise, akustiği ve mimarisiyle Le Commandant Charcot yolcularının en çok etkilendiği duraktır.
Suomenlinna Kalesi: Bir feribotla (veya geminizin özel zodyaklarıyla) ulaşılabilen, UNESCO listesindeki bu deniz kalesi, şehrin savunma tarihini anlatır.
Tasarım Bölgesi (Design District): İskandinav minimalizmini sevenler için butikler ve atölyelerle dolu bir cennet.
Adalar Üzerindeki Güzel: STOCKHOLM (İsveç)
Bir gemiyle Stockholm’e yaklaşmak, hayatınızın en güzel manzaralarından biridir. Çünkü şehir, binlerce adadan oluşan bir takımadanın (archipelago) kalbinde yer alır. "Kuzeyin Venedik’i" lakabını sonuna kadar hak eder.
Stockholm’de Görülecekler
Gamla Stan (Eski Şehir): Arnavut kaldırımlı dar sokakları, hardal sarısı ve pas kırmızısı binalarıyla Stockholm’ün doğduğu yer. Kraliyet Sarayı ve Nobel Müzesi buradadır.
Vasa Müzesi: 17. yüzyılda ilk seferinde batan ve 333 yıl sonra denizden neredeyse hiç bozulmadan çıkarılan Vasa savaş gemisi, tüyler ürpertici bir güzelliğe sahiptir.
ABBA The Museum: İsveç pop kültürünün efsanesi ABBA için yapılmış interaktif ve çok eğlenceli müze.
Güller ve Harabeler Şehri: VISBY, GOTLAND (İsveç)
Gemimiz ana karadan ayrılıp Baltık Denizi’nin ortasındaki Gotland Adası’na yöneliyor. Burası, zamanın durduğu, surlarla çevrili bir orta çağ masalıdır: Visby.
Visby Deneyimi
Şehir Surları: 13. yüzyıldan kalan ve şehri çepeçevre saran 3.5 kilometrelik surlar, UNESCO Dünya Mirası’dır.
Güller Şehri: Visby, iklimi sayesinde her köşe başında açan gülleriyle meşhurdur. Orta çağ harabelerine sarılmış güller, fotoğrafçılar için eşsiz kareler sunar.
Hansa Mirası: Eski tüccar evleri ve parke taşlı sokaklar, Viking ve Hansa Birliği tarihini fısıldar.
Kehribarın Başkenti: GDAŃSK (Polonya)
Rotamızın güneyindeki sürpriz durak. II. Dünya Savaşı’nın başladığı yer olan Gdańsk, küllerinden doğmuş ve Hollanda mimarisini andıran renkli evleriyle Baltık’ın en karakterli şehirlerinden biri olmuştur.
Gdańsk’ta Mutlaka Yapılması Gerekenler
Uzun Pazar (Dlugi Targ): Neptün Çeşmesi’nin bulunduğu, şehrin en görkemli caddesi. Renkli, ince ve yüksek cepheli binalar göz kamaştırır.
Mariacka Caddesi: Dünyanın en güzel sokaklarından biri olarak kabul edilir. Kehribar (Amber) satıcılarının dizildiği bu sokakta, o meşhur "Baltık Altını"ndan takılar alabilirsiniz.
II. Dünya Savaşı Müzesi: Modern mimarisi ve etkileyici anlatımıyla Avrupa’nın en önemli müzelerinden biri.
Art Nouveau Müzesi: RİGA (Letonya)
Daugava Nehri’nin Baltık Denizi’ne döküldüğü yerde kurulu Riga, mimari tutkunları için bir açık hava müzesidir. Şehir, dünyada Art Nouveau (Jugendstil) mimarisinin en yoğun olduğu yerdir.
Riga Keşif Rehberi
Eski Şehir (Vecriga): Şehrin orta çağ kalbi. Kara Kafalılar Binası (House of the Blackheads), gotik mimarisi ve kızıl tuğlalarıyla Riga’nın kartpostal yüzüdür.
Albert Caddesi: Başınızı yukarı kaldırmadan yürümeyin! Binaların cephelerindeki ejderhalar, masklar ve çiçek motifleri Art Nouveau sanatının zirvesidir.
Riga Merkez Pazarı: Eski zeplin hangarlarının pazaryerine dönüştürüldüğü bu devasa alan, yerel lezzetleri tatmak için harikadır.
Orta Çağ Masalı: TALLİNN (Estonya)
Turun finaline yaklaşırken, Avrupa’nın en iyi korunmuş orta çağ kenti Tallinn bizi bekliyor. Burası dijitalleşmenin başkenti (Skype burada doğdu) olsa da, Eski Şehir’e girdiğinizde 1400’lü yıllara ışınlanırsınız.
Tallinn’in Büyüsü
Toompea Tepesi (Yukarı Şehir): Şehre tepeden bakan, soyluların yaşadığı bölge. Alexander Nevsky Katedrali’nin soğan kubbeleri ve Kohtuotsa seyir terasından "O meşhur martı" ile fotoğraf çektirmek klasiktir.
Aşağı Şehir: Tüccarların yaşadığı, surlarla çevrili bölge. Belediye Meydanı’ndaki (Raekoja Plats) Avrupa’nın en eski eczanesini (1422’den beri açık) ziyaret etmeyi unutmayın.
Viru Kapısı: Masal kitabına giriş kapısı gibi duran, sarmaşıklarla kaplı ikiz kuleler.
Neden Le Commandant Charcot ile Baltık Turu?
Bu rotayı herhangi bir gemiyle yapabilirsiniz, ancak Le Commandant Charcot ile yapmak deneyimi başka bir boyuta taşır:
Sürdürülebilir Lüks: LNG (Sıvılaştırılmış Doğal Gaz) ile çalışan bu gemi, Baltık Denizi’nin hassas ekosistemine saygı duyar.
Bilimsel Keşif: Gemideki laboratuvarlar ve uzman rehberler sayesinde, Baltık Denizi’nin yapısı ve tarihi hakkında derinlemesine bilgi sahibi olursunuz.
Wellness: İskandinav soğuğunda geçen bir günün ardından, geminin ısıtmalı "Blue Lagoon" havuzunda veya detoks barlarında dinlenmek paha biçilemezdir.
Gastronomi: Alain Ducasse’ın hazırladığı menülerle, her akşam Fransız mutfağının zirvesini yaşarsınız.
Kuzeyin serin sularında, sıcak bir Fransız misafirperverliğiyle, tarihin en güzel limanlarına demir atmaya hazır mısınız?
